|
|
|||||||||
|
|
|
|
|||||||
| Tekneler | Balıkçılık | Deniz Fenerleri | Gemici Bağları | İşaretler | Denizlerde Hava | Linkler |
![]()
| Balik Müzesi |
İSTANBUL’DA BİR "BALIK MÜZESİ" OLDUĞUNU, ÇOĞU DAHA "MERAYI TERKETMEDEN" OLTALARA TAKILMIŞ 350’DEN FAZLA BALIK ÇEŞİDİNİ, AĞZI SİLİKONLA SIKIŞTIRILMIŞ KAVANOZLAR İÇİNDE GÖREBİLECEĞİNİZİ BİLİYOR MUYDUNUZ?Haydar Deniz’in maddi ve manevi, tamamen kişisel gayretleri ile kurduğu, Kocamustafapaşa Çevre Koruma ve Balıkçılar Derneği’ne üye balıkçı arkadaşlarının desteğiyle genişlettiği Balık Müzesi’nin arkasında hem denize gönül vermiş bir insanın yaşam, hem de tüm insanlığın alması gereken bir ibret öyküsü var. Peri balığı; 19 Mayıs 1969’da Çandarlı Körfezi’nde tutulmuş. Beneklikırlangıç Kefken’de 20 Şubat 1973’te takılmış oltalara. Kurbağakayası, 29 Temmuz 1972’de çıkmış Karadeniz’in soğuk suyundan. Pulatorina, Sübye, Berlam hepsi Marmara balıkları; denizbiti, küçükbeneklikedi, kurbağakayası, çilliçarpan ve dahası… Haydar Deniz’in soyağacı Elazığ topraklarına uzanıyor, ama o doğma büyüme Samatya’nın çocuğu, kendini bildi bileli denizin yeri bir başka hayatında. Hiçbir zaman ekmeğini denizden çıkarmamış, ama kendi lüferini, kendi mezgitini hep kendi tutmuş, en iyi arkadaşları hep balıkçılar olmuş. 1970’li yıllarda kurmuşlar Samatya Balıkçılar Derneği’ni. İşte o sıralar, yavaş yavaş "merayı terk etmekte" olan balıkların sadece kitaplarda renkli illüstrasyonlarıyla kalmaması için bir şeyler yapılması gerektiğini düşünüp önce kurutma yoluna gitmiş, ama istediği sonucu alamamış. Sorup soruşturup balıkları tek tek ilaçlı sularla dolu kavanozlara koyar, ağızlarını silikonlayıp ışık ve sıcaktan uzak tutarsa 300-500 sene dayanabileceğini öğrenmiş. Araya bir ihtilal girmiş bu arada, Samatyalı balıkçılar da bir sivil toplum örgütü olarak "sakıncalı" faaliyetlerine ara vermek zorunda kalmış. Haydar Bey balıkları kavanozlamaya devam etmiş, zamanında başvuru yapılmadığı için Samatyalı Balıkçılar Derneği düşmüş, Kocamustafapaşa Çevre Koruma ve Balıkçılar Derneği’nin kurulması ise 1991 yılını bulmuş. Haydar Deniz, o tarihten beri bu derneğin kurucu başkanı. Bütün gününü Kocamustafapaşa sahilindeki, bilmezseniz önünden öylece geçip gideceğiniz derneğin mütevazı üssünde geçiriyor. Kiraladıkları lokallerinde ihtiyacı olanlar için iftar yemekleri veriliyor, düğün, nişan, sünnet törenleri düzenleniyor. Gün içinde de tavşankanı çayın eksik olmadığı, balıktan başka çok az şey konuşulan bir barınak burası. Yıllarca önce kavanozlamaya başladığı, sonra balıkçı arkadaşlarının katkılarıyla gittikçe daha da genişleyen koleksiyonu ise kendi çapında bir "Balık Müzesi" bugün.
Raflar boyunca dizilmiş irili ufaklı kavanozların yanı sıra farklı denizlerden çıkartılmış kabuklar, amforalar, gemici düğümleri, tekne maketleri, fenerler, pusulalar, eski fotoğraflar ve ağlarla zenginleştirilmiş, hafif serin, hafif loş, irice bir odadan müteşekkil Balık Müzesi. Duyan buraya da geliyor, ilgileneler, ilgelenebilecek olan diğerlerinin kulağına fısıldıyor, ama Haydar Deniz’in derdi daha büyük halk kitleleriyle paylaşabilmek yılların emeğini. Hem insanlar bilgilensin, hem de ibret alsınlar istiyor: "Balıkçılığımızın en büyük derdi bilinçsiz avlanmadır, sonra kirlilik gelir. Sadece cehalet denemez buna, ekmeğini, kazandığı dalı kesmeyi kimse istemez, ama etrafınıza bakın para hırsı yüzünden insanların yapamayacakları şey kalmamış. E, bu hırsın bulaştığı balıkçılar da var. Tezgahlarda kaç çeşit balık görüyorsanız, işte o kadar kaldı artık. Geçen sene çinakop bolluğu vardı, bu yıl lüfer, ama o da iyi bir şey değil. Doğanın dengesi bozuluyor, o yüzden tüm dünyada balık çoktu bu yıl. Gerçekten ekmeğini bu işten çıkaran İstanbul’da ikibinin üzerinde insan vardır. Ama kimse çırak yetiştiremediğinden bu sayı da düşüyor. Emeklisi, bağkuru sigortası yok hiçbirinin; onların sonunun ne olacağını düşünmek lazım".
Çocukluğunun Samatya’sında yaşamıyor artık Haydar Deniz, bırakın mahalleliyi, kendi apartmanındakiler yabancı ona. "Kışın çok soğuk olduğunda, aç kalan hayvanlar şehre, kasabaya inerler. ‘Kurtlar bastı’ derler, ‘erzağımızı yedi’ derler. Demek istediğim, karnı doyuyor olsa kimse kendi toprağını terk etmez, büyük şehre gelmeye uğraşmaz. Ben köyde kalmış olsaydım hayvancılıkla uğraşırdım belki, belki bağ bahçe işine girerdim". Sokaklar, apartmanlar değişmiş, karalar, denizler değişmiş, dünyanın dengesi bir tuhaf olmuş. Balık Müzesi "bunlar da vardı" demek için rahatsız edici bir hatırlatma aslında. Haydar Deniz’in elleriyle sıkıştırdığı kavanoz kapaklarının altında, 500 sene ölü gözleriyle "biz sizden önce buradaydık" diyecekle Kaynak:http://www.turkishtime.org/aralik/105_2_tr.htm |